Klasik kişisel gelişim reçetelerini okuyanlar, bir şekilde kendisini sürekli sevmeleri gerektiğini, dünyanın kendisi dışında kalan kısmını unutma zorunluluğunu, daima merkezde durmak klişesini ve hatta en önemli şeyin kendileri olduğunu, neredeyse dayatılırcasına öğrenmek zorunda kalıyor.
Kendimizi merkezden biraz kurtarsak oysa…
Bu konuya ve dair kişisel gelişim klişelerine karşı panzehir niteliğinde bazı cümleleri sıralamak isteriz. Reçeteler her ne kadar sıkıcı da olsa.
* Kaygının ilacı eylemdir.
* Tahammül ettiğin şeylere dikkat et, çünkü onlarla, aslında insanlara, sana nasıl davranmaları gerektiğini öğretirsin.
* Büyümek demek, bazen de kendini yetersiz hissettiğin şeyleri yapmak demektir.
* Önceliklerini sen belirlediğinde özgür olursun. Özgürlük, istediğini yapmak değil, zorunlulukları algılamaktır.
* Başkalarının onayı, bağımlılıktır. Başkaları ne der isimli bir cehennemin varlığı kesindir.
* Tükenme… Ama arada sırada bitebilirsin.
* Kendini sürekli sevmek zorunda değilsin, arada bir de kendinle kavga etmen gerekir.
* Değer verdiğin şeyler arttıkça kendine duyacağın sevgi sahicileşir.
* O eski Latin atasözünde olduğu gibi, “toz olduğunu unutma.”
* İnsanlar biriktirilmez, para değillerdir. Sağlık, bir devlettir, yatırım değil.
* Bilmemeyi, anlamamayı normalleştir. Anlamak, şeylerle aranda kurduğun ilişki düzeylerinden sadece biridir (Ulus Baker, ne güzel anlatır bunu.)
* Alışkanlıklar değişir. Yannis Ritsos’un böyle bir şiir kitabı bile var.
* İnsan ilkeleri olduğu zaman acımasız olur. Çalıyor ama çalışıyor diye bir şey yoktur.
* Değer, verimlilik değildir.
* İstikrar her zaman gerekli olmaz. İstikrar, bazen de muhafazakârlık demektir. Fırtına da önemlidir.
* Hatıralara değer ver.
